Makaleler

 

Son Tahlil

Makaleler >>

    

                  Yapılan genel seçimler neticesinde yabancı ve yeşil sermayenin, küresel güçlerin desteklediği Atatürk İlke ve İnkılaplarını görmezden gelen parti ile ayrılıkçı düşünceler maalesef üstünlük sağlamıştır. Şu an itibariyle demokratik normlar gereği halkın taktirine saygı duymak zorundayız.

 

                Seçimlerde bu partinin birinci gelmesine sebep gerek partinin iç ve dış kaynaklarla aylar öncesinden bilimsel yöntemler takip ederek seçime iyi hazırlanması, gerek devlet olanaklarının kullanılması, gerek ADD’nin de içinde bulunduğu örgütlerin demokratik hak kullanımına cahil diye tabir ettiğimiz kesimin vermiş olduğu tepki, gerek askerin yorumlarının gene belli bir seçmene yanlış aksettirilmesi, gerekse ADD'nin de içinde bulunduğu sivil toplum örgütü hareketlerinin muhalefet konumunda kalan partiler tarafından yanlış yorumlanıp aşırı bir rehavet göstermesi etkili olmuştur. Tabi bunlar buzdağının görünen kısmıdır. Ama aşikar olan bir gerçek vardır ki o da önümüzde daha çok ve programlı çalışmamız gereken öncelikle bir beş senenin olduğudur. Tabi iş sadece beş seneyle de bitmiyor. Atatürk Cumhuriyet’inin ebediyeti için durmadan çalışmaya devam etmek gerekiyor.

 

                Fakat bu çalışmalara başlamadan önce görünmeyen gerçekleri incelemekte fayda vardır. Bunun için bayağı gerilere gitmek gerekir. Atatürk cumhuriyeti kurduktan sonra bir çok devrim yapmıştır. Bu devrimlerde tarıma ve hayvancılığa büyük önem verdiğini belirtmiştir. Ama köylünün sadece işiyle değil sosyal hayatla da ilgilenmesini istemiştir. Böylece köy enstitülerinin yolu açılmıştır. Sonuç olarak tarım ve hayvancılıkta büyük ilerlemeler kaydedilmiş aynı zamanda farklı sanat ve bilim dallarında uzman, mutlu köylüler yetişmeye başlamış, büyük bir aydınlanma devrimine girilmiştir. Fakat bilinçli insanı yönetmenin zorluğunu bilen siyaset adamlarımız aynı sömürge ve monarşi idarelerindeki gibi tekrar gücü ele alabilmek için bu aydınlanma devrimini kökünden baltalamışlardır. Kalan sistemi de günümüzde de görüldüğü üzere oyuncağa çevirmişlerdir. Bilimsel gerçeklerden uzak ve günümüz tarihinden yoksun bir eğitim verilmektedir. Hatta daha da ileri giderek Atatürk’ü milli eğitim politikasının dışına çıkarmaya da cüret etmektedirler.   

 

                Bir başka konu ise köy enstitülerinin kapanmasından sonra bilimsel bir tarım ve hayvancılık politikamız olmadığından ve devlet bu yönde bir yatırım yapmadığından hızla köyden kente göç başlamıştır. Son yıllarda terör olayları ve bacasız sanayi denilen turizme yapılan yatırımın artmasıyla da göç iyice artmış kentte yaşayan köylü sayısı asıl kentli nüfusun üstüne çıkmıştır.

 

                İşte incelenmesi gereken nokta burasıdır. Aşağıda daha da ayrıntılı sunacağım bu kentli köylüler nüfusun çoğunluğunu oluşturur duruma gelmiştir. Gerçek kentli ise eriyip gitmektedir.

 

                Bu durumda iki farklı grup karşımıza çıkmaktadır.

1-      Kentli köylüler : Ayakkabılarını sokak kapısının önünde çıkaran, kadınlarının basını örttüğü, erkeklerinin sokağa pijama atletle de çıkabildiği, erkek çocuklarının kahveye gittiği, kızlarının tam bir baskı altında yasadığı, arabesk müzikten hoşlanan, okul dışında hiç kitap okumamış, gazeteye spor sayfası için alan, iyi eğitim alamamış, 200 kelime ile Türkçe konuşan, düğünler dışında hiç dansetmemiş, hiç karı koca birlikte lokantaya gitmemiş, hiç tiyatro-bale-sinemaya gitmemiş, argo konuşmayı marifet sanan, evlerinde florasan lamba yakan, dini inançları kuvvetli, Atatürk’ü tanımayan veya kötü tanıyan ülke nüfusunun yarısını oluşturan bir kitle. Bu kitle eğitilmek, kazanılmak yerine rahat yönetilmek için hep horlanmış, aşağılanmış, itilip kakılmış. Şimdi bu grup üzerinden siyaset yapan bir parti var. Bunları dışlamayan sahiplenen. Ve doğru politikalarla yola çıkılmazsa artık her seçimi kazanacak siyasi bir güçleri de var.

2-    Kentliler : İyi eğitim görmüş, sadece düğün salonunda değil farklı ortamlarda da dansetmiş, tiyatro-bale-sinemaya gitmiş, çok fazla olmasa da kitap okumuş, müzik zevki pop şarkılarla klasik yerli veya yabancı müzik arasında dolaşan, evi nispeten daha zevkli döşenmiş, kızların flörtüne izin verilmese bile göz yumulan, Allah'a inanan ama ibadete pek aldırmayan, kadınlarının başını örtmediği, gazetelere bakan, magazin haberlerini izleyen, kendini ilk gruba  kıyasla çok gelişmiş hisseden, entelektüel düzeyi çok yüksek olmasa da okumuş yazmış, batı standartlarına yakın, Atatürk’ün yolunda giden ve kendi içinde de bölünmüş ikinci büyük kitle.

 

Bunların dışında maalesef köylü diye üçüncü bir gruptan tam anlamıyla bahsedemiyorum çünkü böyle bir kitle yok olmak üzere. Bazılarınız köy nüfuslarının yüzdesini hatırlatmak isteyebilir ama orda da karşımıza başka çarpık gelişmeler çıkıyor; ne derseniz? Kentten köye göçenler!

 

Yukarıda iki grup maalesef birbirine düşman gözüyle bakıp birbirinden nefret ediyor. Yıllarca ülkemiz sağ-sol, Türk-Kürt, laik-dinci diye farklı şekillerde bölünmek istendi, hatta hala da uğraşılıyor ama en büyük bölünme bu kültürel bölünme oldu. Çünkü bu iki grubu birbirine bağlayacak ortak bir değerde yok. Hepimiz Türk’üz ve Müslüman’ız söylemleri de bu iki grup tarafından paylaşılmış maalesef. Bir grup Müslümanlığı bir diğeri ise Türklüğü temel almış durumda.

 

Bence işte en önemli problem budur. Bu konu sadece siyaset ile çözülecek bir mesele olma boyutunu aşmıştır. Artık bilimsel çalışmalar yapılmalıdır. Bu iki kültürün ortak zemini bulunmalı, birinci grup değerleri yükseltilmelidir. Eğer bu seçimlerde olduğu gibi olayı sadece laiklik elden gidiyor diye algılayıp son altı yedi ay tam bir program yapmadan çalışırsak bu sadece gücü zaten elinde bulunduran iktidar partisine ve yabancı iş birlikçilerine yarayacak, bu seçimlerde olduğu gibi yapılanlar daha da ters tepecektir. Çünkü ilk grubun düşünce yapısını değiştirecek bir eylem, etkinlik yok. Eylemlerimiz hep ikinci gruba yönelik onların anlayacağı dilde. Hatta daha da acısı yapılan eylem ve mitinglerde bayrak sallayanlar veya destekleyenlerden bile daha organize bir oluşum göremediklerinden gidip şimdiki iktidara oylarını atanlar vardır. Bu sebeple hiç üzülmeden, yılmadan hemen işe koyulmalı memleketin sahipsiz olmadığını göstermek için aşağıdakileri kendimize görev edinmeliyiz :

 

1-    Seçim kanunun değişmesi için ADD ve diğer sivil toplum örgütlerinin dayanışma içinde olması,

2-  Ülkesini seven her vatandaşın Atatürk Cumhuriyeti’ni devam ettirecek ve ülkenin aydınlık geleceğine katkıda bulunacak partiyi belirleyip kayıt olması,

3-  Öncelikle kayıt olduğumuz partiyi demokratik tüzük değişiklikleriyle çalışabilir hale getirme,

4-  Bir daha ki seçim için şimdiden öncelikle eğitimcilerden ve sosyologlardan destekte alarak çalışma stratejimizi belirleme,

5-  Halkın eğitilmesi için devrim niteliği taşıyan yapılabilirliği olan bir eğitim stratejisi belirleme,

6-  Köyden kente göçü durduracak tarım ve hayvancılık politikaları üretip bunu destekleyecek daha önce denenmiş ve başarılı olan köy-kent projesinin devamı ve köy enstitülerinin yerini alacak kurum veya kursları devreye sokma,

7-  Sivil toplum örgütlerine, siyasal yaşama katılımı arttırma ve üyelerinin sosyal – kültürel – ticari alanlarda dayanışma içinde olmasını sağlama,

8-  Sivil toplum örgütleri ve muhalefetteki siyasal partilerin, üyeleri içindeki bilim adamlarından faydalanarak kendi bünyelerinde bir gölge kabine kurması ve gerek yapılan icraatların denetlenmesi gerekse yeni projeler üretilerek bir sonraki seçimde halkın önüne sunulması,

9-  İl bazlarında sivil toplum örgütleri şubelerinin ortaklaşa kuracakları komisyonlar ile seçilen vekillerin denetlenmesi, Atatürk İlke ve İnkılaplarına aykırı davranışların önlenmesi,

10-                     İl ve ilçe bazlarında sivil toplum örgütü şubelerinin gerek tekil gerekse çoğul olarak düşen en büyük görev ise öncelikle azmimizi kaybetmememiz,  Atatürk’ü yok sayan ve unutturmaya yönelik bir milli eğitim politikası yürüten iktidara karşı bölgelerde çok iyi planlanmış strateji yürütmemiz gerekmektedir. Bu konuda kurulacak çalışma gruplarıyla artık bizim bildiklerimizi bize anlatacak değil farklı kesimleri çekebilecek hatta özellikle öğrencileri çekebilecek ana konusu Atatürk olmasa bile etkinlik sonrası akıllara Atatürk’ü iz olarak bırakabilecek organizasyonların yapılması gerekmektedir. Bunun yanında okullarda öğrencileri sıkmayacak nitelikte Atatürk içerikli günler düzenleyip bu günlerde başarılı ve maddi durumu iyi olmayan öğrencilerin ihtiyaçlarını gidermek, ayrıca diğer öğrencilere de basitte olsa günün akıllarında kalması adına birer hediye sunabilecek Atatürk Günleri düzenlemek.

 

Bütün bu çalışmaları yaparken de çalışmalarımızı üç aşamaya yayabiliriz. İlk olarak, bu çalışmaların dernekler bünyesinden siyasal ortama uygun bir partiye taşınması. Tabi öncelikle partilere üye olup partinin buna hazırlanması. İkincisi, parti içi hakimiyet ele geçirildikten sonra halkın anlayacağı şekilde politikaların inandırıcı şekilde halka anlatılması. Üçüncüsü, iktidara gelindiğinde bunların uygulanıp ikinci bir aydınlanma devriminin başlatılması.

 

      Bütün bunların bir an önce yürürlüğü konulması gerekmektedir. Eğer Atatürk’ün hedeflediği yolda ilerleyeceksek dakika bile kaybetmememiz gerekmektedir.

 

Back

 

ESKİ TARİHLİ MAKALELERİ DERNEK ARŞİVİNDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ