Makaleler

Sayın Baykal'a açık mektup |
56 yaşında, emekli bir eğitimciyim. 20 yaşından beri kullandığım oyumu her seferinde CHP’ye verdim.
Partinizin Atatürk’ün kurduğu bir parti olması ve yine Atatürk tarafından tespit edilen altı oku hem simgesinde hem de programında savunması nedeniyle CHP’ye oy vermeyi bir yurttaşlık görevi kabul ettim.
İsmet İnönü dönemini çocukluğumda ve ilk gençlik yıllarımda yaşadığım için çok iyi bildiğimi söyleyemem. Ama okumayı, dinlemeyi izlemeyi seven biri olduğumdan o dönemi de çok yakından bildiğimi yazabilirim.
Bülent Ecevit’in Genel Başkanlığını, gençlik dönemime rastlaması nedeniyle çok daha iyi biliyorum. “Karaoğlan” adının dağlara taşlara yazdıldığı dönemin yakın tanıklarından biri olarak, o günleri özlemle ve saygıyla anıyorum.
Halkla kucaklaşmıştık. Şimdilerde “varoş” denilen gecekondularda Bülent Ecevit’in fotoğrafları duvarları süslüyordu. Gittiğimiz kahvelerde, köy toplantılarında ilgiyle ve umutla karşılandığımızı da çok iyi anımsıyorum.
O güzel günleri siz de yakından yaşayanlardansınız. Bülent Ecevit’in sevdiği, önem verdiği bakanlardandınız.
Gel zaman git zaman sonra yollarınız ayrıldı. Siz CHP Genel Başkanı oldunuz. Ben yine oyumu CHP’den yana kullanmayı sürdürdüm.
Açık konuşmayı, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen biri olarak diyorum ki; CHP sizin döneminizde her zaman muhalefette kaldı. Hatta tarihinde ilk kez Parlamento dışında kalmayı da sizin Genel Başkanlık döneminizde yaşadı.
22 Temmuz 2007 seçimlerinde hezimete uğradınız. Size ve partinize inananları hüsrana uğrattınız. Başarısız olduğunuz kamuoyumuz açıkça dile getirdi. Ama siz hala başarıdan söz ediyorsunuz.
Sayın Baykal; adınızın yolsuzluğa, hırsızlığa, vurgunculuğa bulaşmamış olmasını takdirle karşıladığımı bilmenizi istiyorum. Bu yönünüzle sosyal demokratların unutulmazları arasında kalacağınıza inanıyorum. Ancak, “hizipçiliğinizi”, “küçük olsun benim olsun” anlayışınızı mahkum ediyorum. Partinizi, doğal beslenme kaynaklarından uzaklaştırdınız! Gecekondularda yaşayanları gericilere, Doğu’da, Güneydoğu’da yaşayan halkımızı bölücülere teslim ettiniz. Düşünen, araştıran beyinlerimizi partinizden uzaklaştırdınız. Dinç, hareketli, dinamik gençlik teşkilatınızı dağıttınız. Konuşan, açıklamalarda bulunan, halkın sorunlarına yanıtlar arayan örgütlerinizi görevden aldınız. Yanlışların üzerine giden sorumlu, duyarlı parti yöneticilerinizi susturdunuz.
CHP içinde adeta kral kesildiniz. Eleştirenleri, konuşanları, düşünenleri, Türkiye’nin sorunlarına çare arayanları ittiniz: yağcıları, yalancıları, sosyal demokrasinin “d” sinden haberi olmayan cahil, bencil, sahte Atatürkçüler ile sadece size methiyeler-övgüler sıralayanların önünü açtınız.
Partinizin ne programı, ne söylemleri ne de tarihi ile barışık olan; kamuoyunda “sağcı” olarak nam salmış ve bununla öğünen sahte demokratları seçilebilecek yerlerde ve sıralarda gösterirken, nice aydınımızın yüzüne bile bakmadınız.
Sayın Baykal; özde Atatürkçüleri kucaklamanız, onların isimlerini öne çıkarmanız gerekirken, sahte Atatürkçüleri kucakladınız. Onların söylemleri de, raporları da sahte çıktı, bunları siz de yaşadınız, ama ders çıkarmak yerine, yanlışları sıralamayı sürdürdünüz.
Simgenizde ki altı okun hangisine samimi olarak sahip çıktınız?
Bir laikliktir tutturdunuz. Evet, laiklik demokrasimizin olmazsa olmazlarındandır. Ama devletçilik, devrimcilik, halkçılık ilkeleri doğru savunulmadığı ve sahip çıkılamadığı sürece laikliği savunmak havada kalmaya mahkumdur. Nitekim öyle olmuştur. CHP son üç seçimde laikliğe vurgu yapmış, seçim taktiğini bu eksen üzerinde yürütmüştür; ama başarılı olamamıştır. İlerlemenin, büyümenin, sosyal, kültürel ve ekonomik koşulların gelişmesini sağlayan devrimcilik ilkesi görmezlikten gelinirse, laiklik söylemi inandırıcı olmuyor.
Halk, aç, işsiz yaşarken, devletçilik ilkesini unutamazsınız. Devlet halkına iş, ekmek, barınma, korunma, sağlık, eğitim hizmetlerini sunmakla görevlidir. Sosyal demokrat iktidarların döneminde, açlık, işsizlik, eğitimsizlik, sağlık hizmetlerinden mahrumiyet yaşanabilir mi?
Sayın Baykal; Türkiye’nin en yetkin bilim adamları, en yetkin politikacıları, en yetkin araştırmacıları, sosyolog ve danışmanları size daha yakın duruyorlarken, siz onları sağ politikacıların kucağına ittiniz. Partinizin ufkunu açacak, kitlelerle kucaklaştıracak, halkıyla barıştıracak potansiyeli olan etkin ve yetkin isimleri küstürdünüz. “En büyük Baykal başka büyük yok” diye nutuk atanları baş tacı ettiniz de ne oldu?
Başarısızlık, her seferinde yaşanan koca bir başarısızlık.
Dün kurulan AKP, yılların CHP’sini sokağa çıkaramaz hale getiriyor!
En büyük deneyimi Belediye Başkanlığı olan Recep Tayip Erdoğan, yılların kurt politikacısını alt ediyor. Meydanlara çıkamaz hale getiriyor!
Geçmişi karanlık, tarikatçı, milli görüş geleneğinden gelen; politik, kültürel, siyasi, ekonomik ve toplumsal görüşleri marjinal gruplar tarafından savunulan dünkü bir partinin; CHP gibi tarihin engin denizlerinde yaşadığı deneylerle pişip, halkını ve vatanını savunma bilincinden hareketle hep önde olmuş, Atatürk, İsmet İnönü, Bülent Ecevit gibi karizmatik önderlere sahip şanlı partiyi yok etmesini içinize sindirebiliyor musunuz?
Sayın Baykal; CHP’yi büyütemediniz. Halkın umudu yapamadınız. Ulusun sorunlarına sahip çıkama becerisini gösteremediniz. Kucaklayıcı, birleştirici, kararlı, inançlı, inanmış bir lider görünümü veremediniz. Girdiğiniz her seçimi kaybederek çıktınız.
Daha ne bekliyorsunuz?
Halkın sokaklara dökülmesini mi?
İl ve ilçe yöneticilerinin istifasını mı?
Partili delegelerin isyan bayrağını çekmesini mi?
Size istifa etmek yaraşır.
Sayın Baykal; başarılı bir muhalefet lideri de olamadınız. AKP gibi her tarafı dökülen bir partinin iktidar olduğu dönemde, sizin başka hiçbirşeye ihtiyaç duymanıza gerek yoktu. Başbakan, Bakanlar, milletvekilleri, AKP’nin yöneticileri o kadar açık veriyorlardı ki; siz onları bile kullanmasını beceremediniz.
Meydanlara çıkan milyonların estirdiği rüzgarı inkara kalktınız. “Ne ABD ne AB tam bağımsız Türkiye” diye bağıran namuslu, onurlu, bağımsızlıkçı, aydınlanmacı yurtseverlerin verdiği sesi yanlış yorumladınız. ABD ve AB politikalarında tutarlı, inandırıcı bir yol izlemediniz.
DSP partinize destek verdiğini ilan etti. Sizinle işbirliği yaptı. SHP seçime girmeyerek CHP’nin önünün açılmasına çaba gösterdi.
Köylü, işçi, memur gittiğiniz her yere konuştuğunuz her mitinge sahip çıktı.
Kısacası, iktidara yürümeniz için tüm koşullar sizden yanaydı.
Ama olmadı. Siz kaybettiniz.
Size düşen görev, istifa etmektir. Onurlu, saygılı duruş göstermenizdir. Koltuğu bırakmanızdır. Gençlerin önünü açmaktır.
Akıl vermek haddim değil ama bana kalırsa, en kısa zamanda kurultayı toplayınız. Aklınızın yattığı, gözünüzün tuttuğu, atak, çalışkan, özverili, gerçekten Atatürkçü, CHP’nin tarihi ile barışık, Türkiye’yi ve Türk ulusunu şaha kaldıracak, halkını kucaklayacak, söylem ve eylemleriyle gönülleri fethedecek, duruşu ve görüşü ile güven verecek, bilgili, mücadeleci, hoşgörülü, sırası geldiğinde inatçı, tutarlı bir genel başkan adayanı da gösterdikten sonra köşenize çekilip, yeni yönetime danışmanlık yapmalısınız. Anılarınızı yazmalısınız.
Bu sizi küçültmez aksine büyütür.
Bundan hem siz, hem Türkiye, hem de CHP büyük yararlar görecektir.
Kalmak için gerekçe aramayınız. Her geçen gün sadece sizi küçültmeyecek, CHP’yi ve Türkiye’yi küçültecektir.
Sanıyorum buna ne sizin ne sizin kadronuzun, ne de siyasi geleceğini sizin kaderine bağlayanların hakkı vardır.
Mehmet Ağar’ın gösterdiği onurlu duruş; CHP’nin genel başkanına daha çok yakışacaktır.
Aileden bir CHP’li olarak bunu sizden bekliyorum.
Back

ESKİ TARİHLİ MAKALELERİ DERNEK ARŞİVİNDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ
