Makaleler

 

Kuvvayı Milliye

Makaleler >>

                Bazılarımız algılayamayacaklar ve nedir bu Kuvvayı Milliye diye zorlanacaklardır. Çünkü, bekli de onlar kimseden Kuvvayı Milliye’nin ne anlam taşıdığını duymadılar. Peki; Milli Eğitime bağlı Talim Terbiyenin de mi bilgisi yoktu da ders kitaplarında bu konu işlenmedi, yıllar boyu…

Kuvvayı Milliye; Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla görevine başlamış oldu. Samsun-Havza-Amasya güzergahları ve buralarda yapılan toplantılar ile bu toplantıların sonuçlarını belgeleyen bildirilerle kök salmaya başladı Anadolu’ya..

Sonrasında, Erzurum ve Sivas Kongreleriyle Kuvvayı Milliye, Anadolu ve Rumelin’de şahlandı. Atatürk’ün 27 Aralık 1919’da Ankara’ya gelmesiyle, Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri oluşmaya başladı ve 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılması, Anadolu Halkını ayağa kaldırdı. Artık, Kuvvayı Milliye oluşmuştu.

1. İnönü, 2. İnönü, Sakarya, Büyük Taarruz, Antep Maraş Savunmaları, Doğu’da Ermenilerle olan mücadeleler sonunda KURTULUŞ gerçekleşti ve 29 Ekim 1923’te Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Kuvvayı Milliye’yi oluşturan birçok Sivil Kuvvacı evine, köyüne, memleketine geri döndü. Kuvvayı Milliye’nin askeri kanadı olan Türk Ordusuna ülkenin savunmasını içine sindire sindire…

Böylece şunu görüyoruz ki, Kuvvayı Milliye tam anlamıyla HALK’ın oluşturmuş olduğu bir güç olarak karşımıza çıkıyor. Hem askeri (ordu), hem de sivil boyutuyla.

               Bu şartlarla oluşmuş bir kurumun son günlerde (aslında uzun süreden beri) bir takım spekülasyonlarla nasıl yıpratılmak istendiği, gözler önüne serildi. İşte bu anda Sivil Kuvva’nın da ortaya çıkmasıyla, Atatürk Düşüncesi’nin Kurumlarına zarar vermek isteyenler bir kez daha gördüler ki, bu kurumlara zarar vermek imkansız! Bu yaşananlar bana, Atatürk’ün Bursa’da gençlere seslenişinde, Cumhuriyet ve Kurumları sizin yaşam biçiminizi oluşturuyor. Cumhuriyet ve Kurumlarına zarar vermek isteyenleri gördüğünüzde, taşla, sopayla, elinize o anda ne geçerse savunacaksınız (net ifade olmadığı için tırnak içine almadım) diyerek, rejimin önemini belirtmiştir. Son zamanlardaki orduya (Kuvvayı Milliye’nin askeri kanadına) yapılan saldırılar eş değerde olan saldırılardır. Bu yüzden Cumhuriyetin savunulması, ancak güçlü Kuvvayı Milliye ile gerçekleşir. Ayrıca bazı düşünce sistemleri, 1970’li yılların 2. yarısında, Sovyetler’in Afganistan’ı işgalini, zafer çığlıklarıyla kutlamışlardı. Türkiye’de ise onlar ve tarikat sistemleri için en büyük engel Kuvvayı Milliye olduğu için, her zaman ve her yerde elden geldiğince yıpratılması gerekir amacı güdülmekte, ama nafile… Kızıl Ordu’yu alkışlayıp da Türk Ordusu’nu her fırsatta bu kadar yıpratmaya çalışan zihniyetin amacı kendiliğinden ortaya çıkmakta…

Zaman zaman düşünürüm ki; dünyadaki küreselleşme veya globalleşme, Atatürk Düşüncesindeki Halkçılık İlkesini oluşturan eşitlik kavramıyla gerçekleştirilmiş olsaydı, sömürü ortadan kalkardı (ne güzel olurdu). Kapitalizm, yani paranın iktidarlığıyla gelişiyor ki, Irak’ın işgali bunun en güzel göstergelerinden biri… Fakat paranın iktidarlığı bir gün gelecek, parayı iktidar yapanları boğacaktır. Çünkü, parayı iktidar yapanlar, gün geçtikçe yalnızlaşacaklar ve etraflarındaki çember girdaba dönüşüp, onları yutacaktır. Parayı iktidar yapanlara en büyük darbeyi, Kurtuluş Savaşı ile Kuvvayı Milliye vermiştir.

Sonuç olarak Kuvvayı Milliye; hem askeri, hem de sivil kanadıyla Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü oluşturma anlamında, en önemli çimentosudur.

Kuvveyı Milliye’yi yıpratmak için yine son zamanlarda Kuvveyi Milliye’nin Askeri Kanadı’nın etmiş olduğu yeminleri, ırkçılık olarak algılatmak isteyen ulusal basın organları, sadece Kuvveyı Milliyenin askeri kanadına değil, sivil kanadına da saldırmaktalar, Kızıl Ordu’nun neler yaptığını unutarak… Askeri Kanadın birlik ve bütünlüğü sağlayabilmek için elbette bu tür birliktelikler de bulunmaları gerekmekte, bütün dünyada olduğu gibi…

Back

 

ESKİ TARİHLİ MAKALELERİ DERNEK ARŞİVİNDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ