Makaleler

 

Şikayet yok, görev başına

Makaleler >>

Üzerinden iki hafta geçmesine karşın, 22 Temmuz seçim sonuçlarının üzerine yazılanların uzaması, tartışılmanın büyüyerek süreceğini gösteriyor.

Özellikle sol kesimde yaşandığını gözlemlediğim karamsarlık ve “bu halk adam olmaz” anlayışının ile her şeyden vazgeçme, mücadeleden uzaklaşma, kendi kabuğuna çekilme gibi anlayışın giderek yaygınlaşmasını tehlikeli buluyorum.

Sosyologlar, psikologlar, toplum bilimciler, siyaset bilimcileri akla hayale gelmez keşiflerde bulunuyorlar.

Diyorlar ki;

Sol, hamasi nutuklarla seçime geçiştirdi; halkın günlük şikayetlerini dile getirmedi. İşsizliği, yoksulluğu anlattı ancak çözüm yollarını anlatmadı.

Sol, bir zamanlar kalesi olan gecekondulardan uzaklaştı. Onların sorunlarına deva olacak politikaları üretmekte fakirleşti.

Köylümüzü, mevcut sorunlarının çözümünün solda olduğuna inandıramadı.

Doğulusu, Batılısı, Güneylisi, Kuzeylisi, Trakyalısı; kısacası Türk Ulusunu heyecanlandıracak, onların gönüllerinde, beyinlerinde kıvılcımlar çaktıracak söylemleri dillendirmedi.

Sol, milliyetçi söylemi öne çıkararak MHP’ye oy taşınmasına neden oldu.

Sağın denenmiş adamlarını listesine alırken, kendisinden yana olanları liste dışında tuttu.

Sivil toplum kuruluşlarıyla, sendikalarla sıkı diyaloglar kurması gerekirken, bu kuruluşlardan uzak durmaya daha çok gayret etti.

Deniz Baykal’ın yıldızı halkla barışmadı. Halkla, Deniz Baykal’ın DNA’sı uyuşmadı.

Sol, seçime asılmadı.

* * *

Üç aşağı beş yukarı bu tespitlerin hepsine katılıyorum


Çiftçimizin, köylümüzün sokaklara dökülmesine, Başbakan’a, Bakanlara karşı isyanlarını göstermelerine karşın;

Çocuğuna iş bulamamaktan şikayetçi anaların, babaların Başbakan’ın, Bakan’ın yolunu kesmesine karşın;

“Açız”, “geçinemiyoruz” diye bar bar bağıran, meydanlara dökülen onbinlerce memura, işçiye karşın;

“Siftah” etmeden dükkan kapamaktan şikayetçi esnafa karşın;

Geleceğinden emin olmayan gençlere karşın;

Herkesin, yolsuzluktan, hırsızlıktan Ali dipoların varlığından şikayetçi olduğu; Suyun başında ki yöneticilerimizin oğlanlarının villa, gemi sahibi olmalarının, mısır ithal etmelerinin, şirketlerin başına geçme haberlerinin gazete, dergi ve televizyonlarda ayyuka çıkarıldığı bir dönemin yaşamasına karşın;

Şehit cenazelerindeki protestolara; meydanlara sığmayan milyonların “Cumhuriyetine sahip çık” mitinglerinin coşkusunun ve etkisinin sürmesine karşın;

ABD’nin ve AB’nin Türkiye üzerindeki oyunlarının gün yüzüne çıkan emperyalist politikalarının bütün olumsuzluklarının görüldüğü ve yaşandığı bir süreçte, AKP’nin seçim başarısının bu denli yüksek olmasının nedenini saptamak ve anlamak hiç kolay olmasa gerek.


* * *

Evet, AKP’li bayanlar, belediyeler varoşlarda erzak dağıtarak, sünnet şölenleri düzenleyerek, hasta ziyaretleri yaparak, hal-hatır sorarak kendilerinden yana özel bir sempati yarattılar.

Cumhurbaşkanı seçim krizini yaratan AKP’nin, “masum” pozlarında haksızlığa uğradığını ileri sürerek puan topladığını da kabul ediyorum.

İktidar olmanın avantajlarını, AKP’nin devletin olanaklarını partisi yararına kullandığı iddialarını da inkar etmiyorum.

Çok düzenli, ilgi çekici, etkileyici reklamların halkımızı etkilediğinin de farkındayım.


Ama ben, AKP’nin başarısındaki en büyük etmeninin solun kendisinin olduğuna inanıyorum. Böyle bir sonucun alınmasında,yukarıda sıraladığım gerekçelerin payının olmasının yanısıra solun beceriksizliğinin, birbirine destek olma yerine köstek olmasının çok daha etkili olduğuna inanıyorum.

Ancak, şu gerçeğin de farkında olmamız gerek!

Türk ulusunun tercihini büyük ölçüde AKP’den yana kullanmasının altında; yılların gizli, sinsi, sistemli çabanın ve çalışmanın yattığını da tespit etmemiz gerek.

İnsanımızın, doğruyu yanlıştan, güzeli çirkinden, aydınlığı karanlıktan seçme bilincinden uzak tutmak için ne yapılması gerekiyorsa yapılmıştır.

Eğitimimiz; sormayan, sorgulamayan, düşünmeyen, araştırmayan ama kendisine sunulanı ezberleyen, tekrar eden, nedenleri, niçinleri önemsemeyen insan tipi yetiştirmektedir.

TV’lerimizin, yaygın basınımızın büyük çoğunluğu, insanımızı “hıyar” yerine koyan programlarla, yazılarla beynini yıkamaktadır.

Eğitimsiz, bilinçsiz bıraktırılmış yüzbinlerimiz dünya ve ülke sorunlarına; iç ve dış politikaya ilgisizliğini sürdürürken, kimin eli kimin cebinde; hangi ünlü hangi mankeni kapatmış; hangi zengin nerede tatil yapıyor; nasıl besleniyor? Nasıl yaşıyor? Hangi ünlü türkücü hangi barda şarkı söylüyor programlarına mahkum edilmişler gibi dünyadan ve Türkiye’den bi haber yaşıyor!

Türkiye’yi, dünyayı konu alan ya da ekonomik-sosyal,-kültürel bir sorunu tartışan programların izleyicilerinin profiline bakın, sayılarına dikkat edin; döndürülen dolapların, oynanan oyunların farkında olan, okuyan, soran, soruşturan akıl ve mantık ilkelerini yaşamlarının doruğuna yerleştiren az sayıdaki kişiler.

Yöneticilerimiz, aydın, okumuş, politikayla yakından ilgilenen, ülkesinin sorunlarına kafa yoran ne kadın, ne erkek, ne yaşlı, ne de genç istiyorlar!

Onlar isteseler, TV’lerdeki beyin yıkayan, içi boş televolelerin, pembe dizilerin, yalan rüzgarlarının yerine, düşünmeyi, araştırmayı, akıl yürütmeyi, sormayı, sorgulamayı, aydınlanmayı öne çıkaran; insanımızı düşündürecek, yarınlarımı daha mutlu kılacak, okuyan, araştıran soran-sorgulayan, akıl ve mantığı ile hareket etmesini sağlayacak programları yayına koyarak; aydın, duyarlı, sorumlu, sorgulayıcı, eleştirici çağdaş yurttaşların çoğalmasına katkıda bulunabilirler.

Ama bunu yapmazlar. Çünkü, uyanan halkı idare etmek kolay değildir. Onlar, okul ister, kütüphane ister, kitap ister, tiyatro ister, özü sözü bir politikacı ister; onların yalana, dolana, palavraya karınları toktur. Ne kandırabilir ne de etkileyebilirsiniz. Çünkü, onlar düşünce olgunluğuna ermişlerdir. Çünkü onlar, okuduğunu sorgulayan, dinlediğini araştıran, yalanı yanlıştan ayırt etme yetisine ulaşmışlardır.

Halkımız uyutuluyor, uyanmaması için de ne gerekiyorsa yapılıyor.

Çağdaş, demokratik toplumlara bakınız.

Eğitim düzeyleri yüksek, beğeni anlayışları seviyeli, aydınlanmacı çağdaş, uygar toplumlardır.

Ne ekersen onu biçersin.

Okul açarak, halkı eğitmeye, kütüphane açarak halkı bilinçlendirmeye; tartışmalara toplantı ve panellere halkı davet ederek bilgilenmeye; politikaya ilgi duymalarını sağlayarak duyarlı yurttaş olmaya zorlarsanız, o halkı aldatamazsınız.

İşini, aşını verdiğiniz halkın kültür düzeyini de yükseltirseniz, o halk gericilerin, bölücülerin, aymazların, hainlerin sözüne kanmaz.


Sözün özü:

Atatürk’le başlayan İnönü ile bir süre devam ettirilen aydınlanma seferberliğine, planlı kalkınma, aklın ve bilimin yaşama egemen olduğu döneme yeniden dönmeliyiz. Yarım bırakılan çağdaşlaşma mücadelemizin başarıya ulaşması buna bağlıdır.

Bunun için;

  1. Atatürkçüler, yurtseverler, aydınlar, bağımsızlıkçı halkçı sosyalistler bir araya gelmek zorundadır.

  2. Halkın politikaya ilgi duyması sağlanmalıdır.

  3. 70’li yıllarda olduğu gibi halkla yeniden kucaklaşılmalıdır.

  4. İçe kapanmaktan çıkılmalı, köylere, fabrikalara, mahallelere, üniversitelere ulaşılmalıdır.

  5. Gericilerle; siyaset dahil ekonomik, sosyal, kültürel mücadele başlatılmalıdır.

  6. Bölücülerin teslim aldığı Doğu ve Güneydoğulu yurttaşlarımıza emperyalizmin kirli yüzü çok iyi anlatılmalıdır.

  7. Aydınlatıcı, bilgilendirici toplantılar devam ettirilmeli ancak, böyle toplantıların dinleyenleri daha çok köylüler: varoşlarda oturanlar; kadınlar ve gençlerden oluşmalıdır.

  8. Halkın üzerindeki umutsuzluk, güvensizlik, inançsızlık bir an önce yıkılmalı, bilinç seferberliği, dayanışma seferberliği başlatılmalıdır.

  9. Cumhuriyetçi, aydınlanmacı, bağımsızlıkçı, halkçı kadın örgütlerimiz dar alana sıkışmış; çay, kermes gibi etkinlikleri; evlere, birebir tanışma, konuşma ve dayanışma etkinliğine dönüştürmelidir.

  10. Her Atatürkçü, sözde değil özde Kemalist olduğunu göstermelidir. Halka tepeden bakan aydın değil; halkı kucaklayan, halkı bilgilendiren, halkla konuşan, tartışan, halkla oturan, halkla çay içen, halkçı aydın olmalıdır.                                                                                                                                                                                                        Şikayet yok, görevi tamamlamak için özveri var.Halkla küsülmez. Halkla kucaklaşılır. Halktan beklenilmez, halka sunulur. Halka ne verirsen onu alırsın. Ne kadar verirsen o kadarını alırsın.Atatürkçü, bağımsızlıkçı, halkçı, aydınlanmacı Türkiye sevdalılarının pes etmeyeceğine inanıyorum.

Back

 

ESKİ TARİHLİ MAKALELERİ DERNEK ARŞİVİNDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ