Makaleler

 

İki kişiden biri, başbakan istedi diye "anasını alıp gidebilir"

Makaleler >>

İki kişiden birinin AKP'ye oy verdiğini duymayanımız, bilmeyenimiz yoktur. Bu kadar halka, “ananı da al git lan”,şehitlerimiz için “kelle”, kızdığını vatandaşlıktan atacak kadar ağır konuşan bir başbakan’a aldırmadan, onu bu kadar büyük oranda oyla iktidara getiren halk kitlesinin içinde bulunduğu ülkemiz durumuna bir bakalım.

İcraat hatalarını bir yana bırakın, sırasıyla bir İsmet İnönü, bir Adnan Menderes, bir Fatin Rüştü Zorlu, bir Hasan Polatkan, bir Bülent Ecevit hatta bir Süleyman Demirel gibi özü ve sözü yerinde bilgili, görgülü ve basınla dalaşmamış, olgun Bakan ve Başbakanları çoookkk arayacaksınız.

Bu kişiler, hükümet ederken doğru yaptılar yanlış yaptılar, ama duruşları, beyfendilikleri ile TBMM de yürürken o heybetli görünüşleri ile bir devlet adamlığını temsil ediyorlardı.

Ne oldu bu topluma da insan kalitesi daha yükselecekken, dolmuş kahyası kılıklı, bilgisiz ve görgüsüz kişiler kamuda, özel sektörde üst düzey yönetici oldular ve yüksek mevkiilere geldiler.

Bazı kamu görevlileri, bindikleri resmi arabalara yakışmıyor. Adam resmi arabadan iniyor. Ayağında yüksek bir topuk ayakkabı ve ayakkabısının birinin arkasına basılı öyle yürüyor, merdiven çıkıyor.

Gençliğimde polis, yolda kılıksız kiyafetsiz bir adam gördüğünde çevirir sorgu sual açardı.

Başbakanlıkta çalışırken, Başbakanlıkla, Yargıtay arasında olan yola araba park etmek yasaktı.

Bu yolda görev yapan polislere, “buraya, Başbakan (Mesut Yılmaz) gelse park ettirmeyeceksin” talimatı verilmişti. Bir gün arabasının ön cam iç kısmına TBMM kırmızı kokartı konmuş bir milletvekili arabasını tam Başbakanlık önüne park etti. Bende tam o sırada oradan geçiyordum. Nüfus müdürlüğünde az bir maaşla çalışan bir memurun dahi giymeyeceği, buruşuk, koyu renk Sümerbank kumaşı takım elbiseli, bir milletvekili arabasından indi.

(Sümerbank o aralar milletvekili seçilenlere koyu renk elbise kumaşı hediye ediyordu.)

Şimdilerde ise, Milli Savunma Bakanı Türk Büyüğü bakanlara silah hediye etmektedir. Düşünün ülke nereden nerele gelmiş meğerse. Neyse, kıravat düğüm yeri gömlek yakasından biraz aşığıda bağlı, duran yakası açık, 4 günlük sakallı, bu MEBUS zat! (topuğuna basıp basmadığına bakmadım) arabadan indi. Polis hemen müdahale etti.

Efendim lütfen yol kenarına park etmeyiniz, hemen yanda Başbakanlık Otopark’ı var arabanızı oraya koyabilirsiniz.”

memur bey! Ben Türkiye Cumhuriyeti Milletvekiliyim. Her yere park edebilirim.”

Unutmam mümkün değil polis memuru, tepki olarak, elinde kalınca ajanda ve ceza makbuzu gibi bir bloknotu olduğu gibi yere vurdu ve çekti gitti.

Bu şerefli Türk Polisi, TBMM de kendilerinin koyduğu kuralları mevkiisini ve makamının etiketini görgüsüz, saygısız bir şekilde, çiğnercesine kullanan bu kişi yüzünden, aciz kalmıştı.

Sistemin çarpıklığı, bu trafik polisi gibi, “elindekileri yere vururak” haksızlığı protesto eden görevli kişilerin sayısını çoğaltamıyor.

Devletin resmi arabasından, ayakkabısının topuğuna basılı inen, saç sakalı karışmış bir üst düzey yöneticisi veya mebusunun, bu trafik polisini Hakkari’ye tayinini önleyecek, bir kamu oyu veya görevin yapan trafik polisini koruyacak bir makamın veya görevlinin çıktığını gören duyanınız oldu mu?

Olduysa lütfen şu 0 532 xxx xx xx numaraya bilgi veriniz.

Bu gibi görevlileri sindiren, korkutan ve işinden olduğunda, çoluk çocuğunun aç bırakılması tehlikesi ile görev yaptığı bir ortamda yoksul halkın, bir kilo fasulye ve/veya yaz sıcağında bir çeki kömüre oyunu ve onurunu satmayacak olmasına sistem iyi çalışsa şaşırmak gerekecekti.

1944 yılında çekilen resimlerde fesli, başörtülü insanları görmek mümkün değildi. 2007 yılında İran’da bile görülemeyecek tesettürlü, karaçarşaflı insanları bugün Bodrum’un sıcağında bile görmek mümkün. Acaba, bu tip insanlar, Bodrum sıcağında bile böyle dolaştığına göre, yaz sıcağında AKP'den kömür yardımı almakta bir sakınca görmeyenler midir sorusu akla gelmektedir.

Gün geçtikçe kılığımız, sakalımız düzgün olacağına, düzgün konuşmasını bilmeyen, topuğuna basılı resmi arabadan inen, 2. lisanı Türkçe olan yöneticilerle yönetilen bir toplum olduk.

Bu şekilde umarsız bir toplum olmamıza, kılığı kiyafeti, oturuşu, kalkışı yerinde, İmam Hatip Okullarının açılmasına, okuldan çok cami yapılmasına geçit veren, yukarıda isimlerini saydığım Türk Devlet Adamlarının da büyük umarsızlığı bulunmaktadır.

İnsan onuruna yaraşır bir eğitim sistemi kuramayan, popilist davranan ve düşünen geçmiş hükümet yöneticileri, en az bu ayakkabı topuğuna basarak resmi arabaya binen, makamını vekaletle yürüten yöneticiler kadar, içinde bulunduğumuz kalitesiz ve önünü göremeyen bir toplumun yaratılmasında günahları bulunmaktadır.

Çocuk olduğum 1955 yıllarında, aileler bir toplum bilincine, insan kalitesinin yükseltilmesine şimdilerden daha önem vermekteydi.

Eski ailelerin geçim standartları, şimdilerde varoşlarda yaşayan ailelerin sahip olduğu olanaklardan daha az olmasına karşın, pırıl pırıl evlatlar yetiştirdiler. Bu evlatlar, otobüste büyüklere yer verir, bırakın öğretmenine okul koridorunda omuz atıp geçmeyi, bayramlarda ilkokul öğretmenlerinin ellerini öpmek için evlerine ziyarete giderlerdi. Bir ilkokul baş öğretmeninin, bir genel müdürün makamına ceket düğmesi iliklenmeden girilmezdi.

Şimdi aileler yoksul olduğu için mi bir kilo fasulye ile bir çeki oduna oylarını satmaktadır.Yoksul olduklar için mi çocukları okul koridorunda öğretmen gördüğünde önünü ilikleyeceğine öğretmene omuz atıp geçmektedir. Döner bıçağı alıp, futbol maçına gitmekte ve birbirini bıçaklayan bir gençlik yetiştirmek durumunda kalmaktadırlar?

Cumhurbaşkanınca memur olma kıstaslarında olmayan, yasalara uygun olmayarak atanmaya kalkışılan, ancak ataması cumhurbaşkanından döndüğü için genel müdür veya müsteşarlık makamı usulsüz bir şekilde vekaletle yürüten yöneticileri gözümüz görmeye alıştı da, eğrileri doğru gibi görmeye başladık da onun için mi her iki kişiden biri AKP'ye oy verdi.

Bir Başbakan “seçilecek kişi benim Cumhurbaşkanım olmayacak” dedi diye bu yazıyı yazan kişiyi vatandaşlıktan atmaya kalktı.

Bir Başbakan bir çiftçiye “ananıda al git lan” dedi.

Böyle Başbakanı olan ülkede, karısını döven, töre cinayeti işleyen ve Başbakan istedi diye anasını da alıp giden, erkek sayısının ülkemizde artmayacağını söylemek mümkün değildir.


Erdil Ünsal 24 Ağustos 2007

Back

 

ESKİ TARİHLİ MAKALELERİ DERNEK ARŞİVİNDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ