Makaleler

 

69 yıl sonra

Makaleler >>

57 yıllık ömrünün her anını ulusunun mutluluğuna, vatanının bağımsızlığına armağan etmiş Mustafa Kemal Atatürk’ü, aramızdan ayrılışının 69. yılında yine özlemle andık.

Heykelleri önünde O’nu anlattık. Çocuklarımız O’nun için yazılmış en güzel şiirleri candan, yürekten okudular.

Kimi zaman duygulandık, gözyaşımızı mendilimize silerek hayıflandık; kimi zaman O’nun yoktan var ettiklerini dinleyerek gururlandık.

                        *                      *                      *

O’nun yaşadığı dönem, Türkiye Cumhuriyeti’nin altın yıllarıdır.

Osmanlı’dan, yeni devletimize yokluk ve yoksulluktan, cahillikten, bağnazlıktan başka hiçbir şey kalmamıştır. Osmanlı’nın yöneticileri tacını, tahtını düşündüklerinden; tebaasının geleceği ile ilgili planı ve programı olmadığından; ne eğitilmiş insanımız, ne sermayemiz, ne sanayimiz, ne tarımımız, ne ticaretimiz gelişmişti. Tam bir yokluk ve yoksulluk hâkimdir. 

Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde kurduğumuz Türkiye Cumhuriyeti, bir tek toplu iğne bile üretememenin yoksulluğunu ve utancını yaşıyordu.

İşte böylesine zor koşullarda, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk’ün ölümüne kadar geçen süre içinde ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal alanda devrim niteliğindeki atılımlarıyla dünyanın en hızlı kalkınan üçüncü ülkesi olmayı başarmıştı.

Bir tek fabrikası olmayan Türkiye, mensucat-dokuma, şeker, çimento, demir-çelik, hatta uçak fabrikası gibi ağır sanayiyi kurmayı başarmıştır.

Osmanlı’yı yiyip bitiren, içini kemiren banka ve bankerlik hizmetleri, Atatürk döneminde millileştirilerek katmerli sömürü sona erdirilmiştir.

Tekel, PTT, DDY…  Atatürk döneminde hizmete girmiş ve büyük başarılara imzalarını atmıştır.

Et-Balık, Süt Endüstrisi gibi devlet kurumlarımız Atatürk döneminin yıldızlarıdır.

Harf devriminin kabulü ile halkımız, eğitilerek bilinçlendirilmiş, yurttaş olma bilinciyle üretmeye, çalışmaya, okumaya, araştırmaya, sorup-sorgulamaya yönlendirilmiştir.

Kadınlarımızın Atatürk sayesinde elde ettikleri hakları, Batı’da çok daha sonra yaşama geçirilebilmiştir.

Bir yandan Osmanlı’nın borçları muntazama ödenmiş, öte yandan yabancı devletlere tanınan bütün imtiyazlar kaldırılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nde, Türk ulusunun refahı, mutluluğu ve kalkınması için alınan her karar ödünsüz uygulanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iç işlerine ve dış siyasetine hiçbir devlet müdahale edememiştir.

Yeni devletimiz, Doğusu- Batısıyla, Kuzeyi-Güneyiyle; Türk’ü, Kürt’ü, Çerkez’i, Laz’ı, Boşnak’ı ile ulusumuzu “çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkma” ülküsünde birleştirmişti.

Güzel sanatların her dalında faaliyete gösteren kuruluşlar, insanımızın aklını, yüreğini açmak için çabalıyor; sinema, tiyatro, opera gibi etkinlikler düzenliyordu. Halkevleri yoluyla halkımıza, Köy Enstitüleri yoluyla köylümüze karanlıkla, cahillikle savaşma yolu öğretiliyor,

Şıhlık, şeyhlik, dedelik gibi ortaçağ kurumlarıyla amansız mücadele ediliyordu.

İşte, Atatürk döneminin kısa, ama parlak neticesi:

Tam bağımsız, her konuda kendine yeten ekonomi; aydınlanmanın önündeki tüm engelleri yıkmış, başı dik, onurlu, gururlu, dünyadaki itibarı her geçen gün artan saygın bir Türkiye.

                        *                      *                      *

Atatürk’ün aramızdan ayrılışından 69 yıl sonra bugün ne haldeyiz?

 

    Bağımsızlık politikası terk edilmiştir. “Karşılıklı bağımlılık” adı verilen bütünüyle emperyalist devletlerin çıkarlarına hizmet eden küresel politikalar Türkiye’ye yön vermeye başlamıştır.

    Türkiye, toprak bütünlüğünü, halkının birliğini savunmak için bile, ABD ve AB ülkelerinden “icazet” bekler duruma düşürülmüştür.

    Borsamız, uluslar arası para babalarının tehdidi altındadır.

    Bankalarımızın yarısından fazlası yabancı tekellerin kontrolündedir.

    Stratejik kurumlarımızı yabancılar ele geçirmiştir.

    Halkımıza iş, aş sağlayan fabrikalarımız özelleştirilmiştir. 

    Türkiye, yabancı tekellerin, tröstlerin serbestçe girip çıktığı hatta denetlediği açık pazar durumuna düşürülmüştür.

    Türkiye’nin birliği, dirliği, laik ve demokratik rejimi tehdit altındadır.

    ABD’nin dayattığı “Ilımlı İslam” projesi laik devletimizin temellerini sarsacak boyuta gelmiştir. Türkiye, açıkça dinci, şeriatçı başkaldırının ötesin de saldırısıyla baş başadır.

    “Türban” Cumhurbaşkanlığı köşküne kadar girmiştir.

    Nurcu, Nakşibendî tarikat mensupları olduklarını açıklamaktan çekinmeyen kişiler milletimizin vekili olarak TBMM’ye girmişlerdir.

    Türkiye’nin federasyonlara bölünmesini isteyen parti, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grup kurabilmiştir.

    Türkiye’yi bölünmüş gösteren haritaların yayınlandığı ülke, hala stratejik ortağımız olarak görülmeye devam ettirilmektedir.

    Türkiye, komşularıyla olan ilişkilerini kendisi yönetir durumdan iken yönetilir konuma getirilmiştir.

    Devrim yasalarının içi boşaltılmış ve çağdaşa yaşamın gerekleri birer birer unutturularak, bağnazlığın, tutuculuğun yolu açılmıştır.

*                     *                      *

Her tezin, antitezi, her devrimin karşı devrimi vardır.

Kim nasıl görüyorsa görsün; kim nasıl değerlendiriyorsa değerlendirsin:

Bana göre, Türkiye, büyük bir kuşatma ile karşı karşıyadır. Karşı devrimciler önemli mevziler elde etmişlerdir.

Gün, ağlama, şikâyet etme dönemi değildir.

Gün, Atatürkçü düşünceyi eylemli olarak harekete geçirme günüdür.

Back

 

ESKİ TARİHLİ MAKALELERİ DERNEK ARŞİVİNDEN TEMİN EDEBİLİRSİNİZ