ADD Bodrum
![]()
"Herkes ulusal görevini ve sorumluluğunu bilmeli, memleket meseleleri üzerinde o düşünceyle, düşünüp çalışmayı görev edinmelidir."
![]()
MAYINLI ARAZİLER ÜZERİNE
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 4 Haziran 2009 tarihinde kabul edilen “Türkiye Cumhuriyeti Devleti İle Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Mayın Temizleme Faaliyetleri İle İhale İşlemleri Hakkında Kanun” çok tartışılacaktır. Bu kanunla, Türkiye ile Suriye arasındaki 510 kilometrelik sınır koridorundaki, Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Mardin ile Şırnak illerinde yer alan 216 bin dekar alanda bulunan anti personel ve anti tank mayınları ile patlamamış mühimmatın temizlenmesi, imha edilmesi ve bu suretle elde edilecek arazilerin tarımsal amaçlı kullanılması işlemlerine ilişkin esas ve usuller düzenlenmektedir. Bunun yanında mayınlardan temizlenen arazi, 44 yıllığına, bu işi yapacak yabancı şirketlerin kullanımına devredilmektedir.
Güney sınırımızdaki mayınlar, yöre çiftçisinden yapılan kamulaştırmalar ve hazine arazilerinin kullanımıyla 1954 yılından başlayarak Demokrat Parti iktidarı sırasında NATO’ya bağlı kuruluş olan NAMSA tarafından döşenmiştir. 2. Dünya Savaşı’nda ve Kore Savaşı’nda ABD’nin elinde kalan mayınlara bir yer bulmak gerekiyordu ve Demokrat Parti hemen çareyi buldu.
Bu bölgeye, 1954 yılında kaçakçılığı önlemek, sınır güvenliğini sağlamak, iç piyasayı geliştirmek ve kalkınmayı hızlandırmak amacıyla mayın döşenmişti. Bu mayınlı alanların yarım yüzyıl sonra yeniden üretime dönüyor olması sevindiricidir. Ancak, bu toprakların kimin elinde olacağı ve nasıl kullanılacağı ülke güvenliği açısından büyük önem taşımaktadır.
Türkiye’de bizim döşediğimiz 921 bin mayın bulunmaktadır. Ancak TBMM’den çıkarılan yasa ile sadece Suriye sınırındaki 615 bin mayın temizlenecektir. Geri kalan mayınların temizlenmesiyle ilgili olarak herhangi bir yaptırım yoktur. Ottowa Sözleşmesi sadece Suriye sınırındaki mayınlarla mı ilgilidir, yoksa yabancıların göz koyduğu verimli toprakları peşkeş çekmekle mi ilgilidir?
Sözü edilen mayınlı alanların, tarımsal açıdan çok verimli olduğu bilinmektedir. Ayrıca bu bölge Orta Doğu‘nun en zengin su kaynaklarına sahiptir ve önemli petrol yatakları bulunmaktadır. Bu nedenlerden ötürü mayınlı arazilerin bulunduğu bölge, emperyalist güçlerin iştahını kabartmaktadır.
Bölgedeki mayınlar Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından temizlenmelidir. Çünkü Atatürk’ün Cumhuriyet Ordusu bu işin de üstesinden gelecek kapasitedir. Temizlenen arazi yöre çiftçisine verilerek, kooperatif olarak çalışması sağlanmalıdır. Böylece önemli ölçüde istihdam yaratılacak ve sosyal dengesizlik ortadan kaldırılacaktır.
Vatan topraklarına sahip çıkanları faşizan olarak suçlayanlar, Yüce Divan’dan kaçmak için dokunulmazlıklarını kaldırmamaktadır. Partilerine ak diyerek, yolsuzluklarını örtmeye çalışanlar, edepsiz bir tavır takınmaktadır. Mayınlı araziler temizlenmek bahanesiyle, daha da kirletilecektir. Vatan toprağını göstere göstere peşkeş çekenlerin sonu karanlıktır. Ulusal çıkarlarımıza aykırı olan bu olumsuz hareketler, örgütlü kitlelerin çabalarıyla önlenecektir.
(Ulus Gazetesi, 15 Haziran 2009.)
Suay Karaman
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Sekreteri
90. BAĞIMSIZLIK YILINDA ULUSUMUZA SÖZ VERİYORUZ
Türk Ulusu aleyhine yüzyıllardır hazırlanan bir yok etme planına karşı, ulusu ile onurlu bir direniş destanı yaratan, yurt kurtarıcımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Samsun’a çıktığı gün olan 19 Mayıs 1919 tarihinin üzerinden tam 90 yıl geçti.
Ulusal bağımsızlığımızın temellerinin atıldığı büyük bayramımız kutlu olsun!
Yüce Atatürk, ulusun coşkulu devrim hamleleriyle sinmek zorunda kalanların bir gün bu ateşin sönmeye, duraksamaya başlaması halinde, devrim taraftarlarını mahkûm etmek için fırsat kollayacaklarını söylemiş ve olası tüm tehditlere karşı Cumhuriyeti gençliğe emanet etmiştir.
Nitekim gelinen noktada Lozan’ın intikamını almak, ikinci Sevr’i uygulamak, Türkiye’yi emperyalizmin egemenliğine sokmak isteyen dış güçlerle içimizdeki işbirlikçilerinin Atatürk’e, Atatürkçü Düşünce’ye saldırıları artarak sürmektedir.
Bu saldırılar yeni değildir. Hedef, etnik ve inanç ayrılıklarını körükleyerek ulusal çözülmeye ve bölünmeye yol açmaktır. 1919’daki gerici, ırkçı, işbirlikçi, bölücü, mandacı ortaklığının uzantıları bugün yine işbaşındadır.
Fakat bütün dünya bilmelidir ki, Türk Gençliği, bütün bu durum ve koşullar içinde biricik görevinin “Türk Bağımsızlık ve Cumhuriyeti’ni kurtarmak” olduğunun bilincindedir.
Atatürk’ün Gençleri gericiliğe, bölücülüğe, mandacılığa, hukuksuzluğa ve antidemokratik her türlü sürece karşıdır.
Çünkü Atatürk’ün Gençleri demokrasiden, insan haklarından, ulus egemenliğinden ve TAM BAĞIMSIZ Türkiye’den yanadır.
Derneğimizin 20. yaş gününde büyük Atatürk’ün ve Muammer Aksoy’ların, Bahriye Üçok’ların, Uğur Mumcu’ların, Ahmet Taner Kışlalı’ların bizlere bıraktıkları onurlu miras önünde söz veriyoruz:
Her gün 19 Mayıs, her yer Samsun, her birimiz Mustafa Kemaliz!
BASIN AÇIKLAMASI
20.yılındaki Atatürkçü Düşünce Derneği dün olduğu gibi bugünde saldırıların hedefindedir.
Kurucu Genel Başkanı, kurucu üyeleri, görev başındaki genel başkan yardımcıları gizli örgütler tarafından katledilen derneğimizin bugünkü genel başkanı, genel başkan vekili ve genel yönetim kurulu üyeleri artık hukuk adına hukuksuzluk kullanılarak yıldırılmak istenmektedir. Yirmi yıldır tek değişen, saldırının yöntemi olmuştur.
Bugün kamuoyunda Ergenekon diye adlandırılan soruşturmanın yeni bir aşaması ile karşı karşıya gelmiş bulunuyoruz. Öyle görünüyor ki Atatürk düşmanları, Atatürkçülüğün kökünü kazıyana dek bu işi sürdürmek niyetindeler. Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyette bugün Atatürkçü olmak tehlikeli bir hale dönüşmüştür. Atatürkçüyseniz sabahın olmadık saatinde evinize bir kalabalık geliyor. Eviniz saatlerce hallaç pamuğu gibi didik didik ediliyor. Ondan sonra yaşınıza, mevkiinize aldırmadan oradan oraya koşturuluyorsunuz. Bazen bir gün, bazen iki gün sandalye üzerinde bekletilerek sorgulanıyorsunuz. Bu sırada Atatürk düşmanı gazeteler sizin “suçlarınızı” manşetten duyuruyor, kimi köşe yazarları “ oh olsun” havasında yazılar yazıyorlar. Televizyonlarda boy gösteriyorsunuz, sonra sizi tutukluyorlar. Ve cezaevinde aylarca, yıllarca unutuluyorsunuz. İddianame çıkacak da, suçum nedir, anlayacağım diye bekliyorsunuz. Binlerce sayfalık iddianameler içinden çıkılmaz bir kabus olarak karşınıza dikiliyor. Ömrünüzden giden ve gidecek zamanları düşünerek cezaevinde “ adaletin tecellisini” bekliyorsunuz.
Değerli basın çalışanları !
Sözü uzatmak istemiyoruz. Yaptığımız kimi saptamaları size sunuyoruz.
1- Türkiye’nin en saygın, en Atatürkçü, en demokrat yasalara en saygılı insanları inanılması olanaksız suçlamalarla götürülmekte, özgürlüklerinden yoksun bırakılmaktadırlar. Bu ulus, bu halk, Atatürk sayesinde yok edilmekten kurtuldu. Devletimizi Atatürk kurdu. Atatürkçüleri hedef alan bu hareket Türkiye’yi nereye götürmek istemektedir? Bu soruyu yüksek sesle soruyoruz. Şunu belirtmekte yarar görüyoruz. Böyle giderse bu süreçten olan bitenleri alkışlayan İkinci Cumhuriyetçilerimiz de büyük olasılıkla yakalarını kurtaramayacaklardır.
2- Bu gidiş AB’nin de, ABD’nin de onayını almaktadır. Kapatma davasına ve başka davalara serbestçe müdahale eden bu dış güçler bu konuda hiç ses çıkartmıyorlar. ABD’de ki iktidar değişikliğine umut bağlayanlar varsa onlarda bu son gelişmelerle herhalde uyanmış olacaklardır.
3- Ne yazık ki Atatürk’ün kurduğu adalet cihazımız bugüne değin bu yasa dışı gidişi durduramamaktadır.
Değerli arkadaşlar!
Karanlık günler yaşıyoruz ve yönümüz ortaçağ karanlıklarına doğrudur. Bu zor günlerde unutmayalım ki Türkiye’nin tek kurtuluşu Atatürkçülüktedir.
Cumhuriyetten yana olan tüm siyasi partileri, sendikaları, demokratik kitle örgütlerini, Cumhuriyeti savunan tüm yurttaşlarımızı birlikte hareket etmeye çağırıyoruz.
ADD GENEL MERKEZİ 13 Nisan 2009
| Açıklama: Kuruluş Nedenimiz |
|
Atatürk'ün bedensel varlığının artık aramızda bulunmamasından cesaret alan içteki ve dıştaki kimi olumsuz güçler, O'nun yeni Türk Devletini yaratma doğrultusunda ilk adımı attığı 19 Mayıs 1919'un üzerinden tam 70 yılın geçtiği bu günlerde, Atatürk devrim ve ilkelerine karşı, açık ya da kapalı saldırılarını doruğa ulaştırmış bulunmaktadır. Bundan daha kötüsü, plânlı ve sinsi bir çalışma ile, o devrim ve ilkeleri gelecekte yok etmek çabası içindeler. Sadece "bağımsızlığı tümüyle tehlikeye düşmüş Türk Ulusunu ve yurdunu emperyalist güçlerin işgalinden kurtaran bir büyük asker "değildir. O, bunun çok daha ötesinde, örneğin siyasal, kültürel ve ekonomik alanlar başta olmak üzere, her alanda bağımsızlığımızı yok edici ya da kısıtlayıcı olumsuz bağları koparan;Ulusal egemenliği gerçekleştirerek Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran ; Kişisel inançlara dokunmayarak, toplumumuzu Ortaçağ zihniyetinden ve şeriattan kaynaklanan "nakil"e dayalı kurum ve kurallardan kurtarıp, sürekli biçimde çağdaş ve uygar bir ulus olmanın ve böyle kalmanın yollarını gösteren , "akıl"a dayalı lâik düşünce, lâik hukuk ve lâik öğretim sistemlerini toplum yaşamında egemen kılan; Tüm özgürlüklerin ve insan haklarının sosyal Hukuk Devletinin ve çoğulcu demokrasinin yolunu açan; Yüzyıllarca ikinci sınıf insan durumuna düşürülmüş Türk kadınını gerçek yerine yükseltip, eşit haklara ve eşit onura sahip insan ve yurttaş yaparak ,yapay eşitsizlikleri kaldıran; İçten ve dıştan kaynaklanan her tür sömürüye karşı çıkarak, halkın yalnız siyasal değil, ekonomik ve sosyal alanda da gerçek efendi durumuna gelmesini ve tüm yurttaşların gönencini devletin varlık nedeni ve amacı sayan; Ulusal ekonominin girişimcilerin keyfine, yalnız kâr ve rekabet mekanizmasına göre başıboş biçimde işlemesine değil, toplumun ve tüm yurttaşların gereksinimlerini karşılayacak biçimde devlet tarafından yönlendirilmesini ilke olarak benimsemiş ve benimsetmiş olan; Yurdumuzun yeraltı ve yerüstü zenginliklerinden, Türkiye halkının yararlanmasını benimseyen ve kabul ettiren; Misak-ı Millî sınırları içinde "Türk'üm" diyen herkesin Türk olduğu ölçütünü getirerek, ırkçılığı reddedip; yapıcı, olumlu ve çağdaş Türk Ulusalcılığını yaratarak, onu devletimizin temel ilkelerinden biri yapan; Her yurttaşın eğitimden, bilimden ve sanattan payını almasını, "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür kuşaklar"ın yetiştirilmesini devletin başta gelen görevi yapan; Kültür emperyalizminden kurtulabilmemiz ve eğitimin yaygınlaştırılabilmesi için yeni Türk harflerini kabul etmenin yanında Türk dilinin arındırılması ve zenginleştirilmesini büyük bir toplumsal görev sayan; Türk Ulusunun tarihini, çağdaş insan kökenine bağlayan; "Yurtta barış, Dünyada barış" ilkesi ile devlet yaşamında ve uluslararası ilişkilerde kaba kuvveti, ırkçılığı, saldırı savaşını mahkûm eden; Dış politikada "Dünya uluslar ailesinin eşit haklara sahip onurlu bir üyesi olma" ölçütünü ve "karşılıklılık kuralını" vazgeçilmez ilke yapan;gördüm Bütün ulusların insanlık ailesinin bir parçası olduğunu vurgulayarak, insanlığın bütünleşmesi düşüncesinin tohumlarını atan Çağdaş Devlet Kurucusudur. Bu durum karşısında Atatürk devrim ve ilkelerinin, toplumsal sorunlarımızın çözümlenmesinde ışık tutucu niteliğe ve yaratıcı güce sahip olduğuna inananlar, "Atatürkçü Düşünce Derneği"ni kurarak, O'nun devrim ve ilkelerinin gelecekte de egemen olmasına katkıda bulunma ve onlara bekçilik yapma zorunluluğunu duymuşlardır.
Yukarıda Kurucular Kurulumuz adına şehidimiz ve ilk genel başkanımız Muammer Aksoy tarafından kaleme alınan Derneğimizin kuruluş nedeninin ışığında; Atatürkçü Düşünce Derneği Üyeleri; Atatürk İlke ve Devrimlerine, Cumhuriyetimizin temel niteliklerine yürekten bağlı, Milli birlik ve beraberlik ile vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne inanmış, Ülkeyi çağdaş medeniyet seviyesine çıkartma ve aşma ülküsünü amaç edinmiş, Atatürk milliyetçisi, Sosyal adaletten yana, devletin ilkelerine ve milletin değerlerine saygılı, Yurtta barış, dünyada barış prensibini esas alan, Demokrat, yurtsever kişilerdir |
24 KASIM ÖĞRETMENLER GÜNÜ NEDENİYLE
"EĞİTİMİN DÜNÜ, BUGÜNÜ VE YARINI" KONULU SÖYLEŞİ, ALİ RIZA KOCA YÖNETİMİNDE PROF DR D. ALİ ERCAN, PROF DR MUSTAFA YUTKURAN, PROF DR ŞAHİN FİLİZ KATILIMIYLA OASİS AVM BODRUM BELEDİYESİ NUROL KÜLTÜR MERKEZİNDE 24 KASIM 2008 PAZARTESİ GÜNÜ GERÇEKLEŞTİRİLMİŞTİR.
ATATÜRK HAFTASI NEDENİYLE
08 Kasım 2008 Cumartesi Oasis Alışveriş Kültür ve Eğlence Merkezindeki Bodrum Belediyesi Nurol Kültür Merkezinde Prof. Dr. D. Ali Ercan'ın katıldığı "Türkiye Nereye?" konulu söyleşi gerçeleşmiştir. Söyleşinin ardından Oasis Alışveriş Kültür ve Eğlence Merkezindeki Jazz Now Sanat Galerisinde "II. Sanatçılar Gözüyle Atatürk Resimleri" sergisinin açılışı gerçekleşmiştir. Gün Nurol Kültür Merkezindeki Turgutreis Konservatuar Derneği Şef Ayşe Yazgan Batıgün yönetimindeki Türk Sanat Müziği Korosunun seslendirdiği "Atatürk'ün Sevdiği Şarkılar" konseri ile son bulmuştur.
BAŞARAMAYACAKLAR
On beş yıl gibi çok uzun bir zamana yayılan Can Dündar’ın hazırladığı “Mustafa” adlı film, bilinç altında farklı bir Atatürk portresi oluşturmaya çalışmaktadır. Bu şekilde yapılan Atatürk’le ilgili filmleri hazırlayıp yayınlamak, gerçekten büyük sorumsuzluk sayılmalıdır. Tarihe karşı, Türk ulusuna karşı ve tüm insanlığın övünç kaynağı olan büyük bir öndere ve lidere karşı yapılan bir sorumsuzluktur..
Filmin adından başlayalım: Can Dündar’ın en iyi yaptığı şey, aşırmadır. Sarı Zeybek adının da ilk olarak kendi aklına geldiğini söylemişti zamanında. “Mustafa” adı için “benim aklıma geldi” dedi ama 1909 ile 1995 yılları arasında yaşayan yazar Mehmet Rakım Çalapala’nın, 1944 yılında yazdığı “Mustafa: Atatürk'ün Romanı” adlı eserini kendisi gibi herkesin unuttuğunu sandı.
Filmde tarihi ve siyasi konulara girildiğinde birçok soru işaretiyle karşılaşıyorsunuz. Dikkat çekici bölümlere göz atmakta yarar var. Film Atatürk’ün karga kovalamasıyla başlıyor. Atatürk'ün üç yaşında ölen abisi Ahmet'in cesedi Selanik'teki mezarında çakallar tarafından yeniyor. Can Dündar'ın yorumuna göre bu olay Atatürk'ün kader anlayışını derinden etkiliyor. Atatürk küçükken hocası Kaymak Hafız'dan dayak yiyor ve hemen okuldan ayrılıyor. Ancak bu dayağı hiç unutmuyor. Can Dündar'a göre yıllar sonra Atatürk'ün medreseleri kapatması, Kaymak Hafız'dan rövanşın alınması anlamına geliyor. Babası Ali Rıza Efendi'nin ölümünden sonra annesi Zübeyde Hanım'ın tekrar evlenmesine tepki olarak Atatürk, askeri liseye yazılarak evden uzaklaşıyor. Manastır askeri okulunda Atatürk'ü canlandıran şahsın seçimi de, ince hesapların sonucunda olsa gerek..
Çanakkale’de Deniz Savaşları’nda Atatürk yok ama cepheden Madam Corinn’e yazdığı mektuplar var. Atatürk İstanbul’da şatafatlı bir hayat sürerken, bütün parasını tefecilere kaptırmış. Bunun üzerine Anadolu’ya geçmeye karar vermiş. Atatürk, Samsun’a gitmeden önce sarayda Vahdettin’le bir görüşme yapar. Bu görüşmede Vahdettin Atatürk’e; “Paşa, bu devleti siz kurtarabilirsiniz ve kahraman olarak kitaplarda anılırsınız” diyor. Yani Vahdettin vatan haini değil, ama nedense biz anlamamışız.. Bu konuşmadan iki ay sonra Atatürk için çıkarılan idam fermanını hangi Vahdettin imzalamıştı acaba? İngiliz’lerin Malaya zırhlısıyla ülkeden kaçan Vahdettin değil miydi?
Filmde, Atatürk’ün İzmit’te bazı gazetecilerle yazılmamak üzere yaptığı görüşmede, Kürtlere özerklik verilmesi fikrinde olduğu ortaya konuyor. Bu konunun arkası gelmiyor, Atatürk'ün bu konuyla ilgili düşüncelerine hiç değinilmiyor. Atatürk’ün, cahillerin seviyesine inmem diyerek, sanki halkı küçük gördüğü imajı veriliyor. Atatürk 1930 yılında halkın arasına karıştığında herkesin mutsuz ve karnını doyuramaz durumda olduğunu görüyor. Can Dündar’ın yorumu şöyle; “Çevresindeki dalkavuklar halkın ıstıraplarını Atatürk'ten gizleyip iyi göstermeye çalıştılar. Atatürk gerçekle yüzleşince çok üzüldü ve sabaha kadar uyuyamadı.”
Atatürk’ün manevi oğlu için gerçek oğluydu havası verilerek, gayri meşru ilişkileri olduğu ve çocuğu olduğu imalarına yer veriliyor. En yakın arkadaşlarını bile gözünü kırpmadan ölüme gönderen ve kendi heykellerini diktiren bir diktatör olduğu imajı yaratılıyor. Anlamsız bir şekilde, Atatürk'ün arkasında uzun boylu adamların olduğu bir fotoğraf gösterildikten sonra, bir Fransız gazetesinde ne kadar kısa boylu olduğu vurgulanıyor. TBMM’yi Cuma günü namazdan sonra, dua okutarak açtığı halde, son bölümde dinsiz olduğu vurgulanmaya çalışılıyor. Kendisi hakkında şeyhülislam tarafından verilen “dinsiz” fetvasını yıkmak için, 22 Nisan olarak karar verilen TBMM açılış gününü Cuma gününe denk gelen 23 Nisan’a alıyor. Can Dündar’ın yorumuna göre, Atatürk ileride gerçekleştireceği amaçlarına ulaşmak için şimdilik böyle hareket ediyor.
Atatürk için çevresinde kimse kalmamıştı ve yalnız öldü denilerek kişiliğiyle ilgili kuşkular gündeme getiriliyor. Atatürk için günde bir büyük rakı, üç paket sigara ve on beş kahve içiyordu denilerek, içki düşkünü ayyaş bir portre çizilmiş. Devletle ilgili tüm önemli kararların o meşhur içki masalarında alındığı ifade edilerek ciddiyetten uzak bir tablo çiziliyor. Zaten Atatürk son yıllarını işsiz güçsüz, can sıkıntısında balolar, davetler ve içki masalarında geçirmiş. Üstelik son sahnelerde çalgıcıya kadeh kaldıran içki düşkünü yalnız bir adamın mizanseni yaratılmış.
Daha bunun gibi akılda kalmayan nice sahneler var. Böylesine gerçekle ilgisi olmayan mesajların ustalıkla yerleştirildiği filmin, Cumhuriyetimizin 85. yıldönümünde gösterilmesi de farklı bir anlam taşımaktadır.
Sayın Prof. Dr. Özer Ozankaya, öğrencisi olan Can Dündar'a, Sarı Zeybek, ve Gölgedekiler filmleri için de buna benzer eleştirileri bizzat yüzüne karşı söylediği zaman: “Aaa, Hocam, bunlar hiç aklıma gelmemişti.” yanıtını almıştı. Sayın Ozankaya’ya göre “Mustafa” filmiyle ilgili benzer eleştiriyi yöneltmenin artık yararı yoktur. Çünkü Can Dündar’ın söz konusu davranışları bilerek sürdürdüğü çok açıktır.
Can Dündar bu filmi yapmadan önce “Nutuk” gibi, “Tek Adam” gibi kitapları okusaydı, belki tarihi değiştirerek bazılarına şirin gözükmekten kaçınırdı. Ama belki de bu film özellikle yaptırılarak, Atatürk’ü sevenlerin bilinçlerini değiştirmek, Misak-ı Milli sınırlarından vazgeçmek görevi üstlenilmiş olabilir.
Emperyalizm işbirlikçileri, ulus devlet karşıtları, şeriatçılar ve numaracı cumhuriyetçiler yıllardır elbirliğiyle Atatürk’ü aşağılamaya, devrimlerini yıkmaya çalışıyorlar. Armstrong’un “Bozkurt” kitabında, Vamık Volkan'ın “Ölümsüz Atatürk” kitabında, İpek Çalışlar’ın “Latife” kitabında, Tolga Örnek'in “Gelibolu” filminde ve şimdi de Can Dündar’ın “Mustafa” filminde olduğu gibi.. Ama hepsinin ve daha nicelerinin ortak bir noktası var: Yanılıyorlar ve başaramayacaklar...
Suay KARAMAN
Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Sekreteri

GENÇLİK ŞÖLENİ
Derneğimiz tarafından düzenlenen “Gençlik Şöleni“ Bodrum Belediyesi Pazar Yerindeki meydanda yapıldı. Şölene yedisinden yetmişine kadar yüzlerce kişi katıldı. Şubemiz Etkinlik Komitesi Başkanı Em. Hava Albay Zübeyir Batur tarafından yapılan açılış konuşmasının ardından Atatürk ve silah arkadaşları ile Doğuda çarpışarak şehit olan Mehmetçiklerin anısına saygı duruşunda bulunuldu. Saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı meydanı dolduran yüzlerce genç tarafından söylendi. Yine hep bir ağızdan Onuncu Yıl Marşının söylenmesinden sonra müzik eşliğinde eğlenen gençler, üyelerimiz tarafından hazırlanan ikramları yediler. Gazilerimizin de katıldığı bu şölende Bofad Halk Oyunları ve Yalıder Halk Oyunları ekipleri gösteriler yaptı. Atatürk’ün “Gençliğe Hitabı” ve “Gençliğin Ataya Cevabı” okunduktan sonra gençler Atatürk’ten vecizler söylediler. Bodrum Dans Kulübünün yaptığı dans gösterisi ilgi ile izlendi. İlerleyen saatlerde katılımın iyice artmasıyla toplantı gerçek anlamda bir şölene dönüştü.

Türkiye’nin sıkıntılarından kurtulmasının tek yolu Atatürk’ün aydınlık yoludur. Başka yollar çıkmaz sokaktır. 1923 'de yakılan uygarlaşma ve uluslaşma ateşi ve yeniden doğuş heyecanı asla söndürülemeyecektir.
Bodrum Belediyesi önünde biri sivil biri askeri kıyafetli iki heykel olması nedeniyle 2002 yılında belediye meclisince kaldırılma kararı alınan askeri kıyafetli at üstündeki Atatürk Heykeli'nin beş yıllık serüveni mutlu sonla noktalandı.
Derneğimiz konuyla ilgili 2003'te çalışma kararı aldı. Halkımızın da desteği ile heykelin bir yenisinin yapılıp ( kaldırılan heykelin bir okul bahçesine konması sebebiyle ) Gümbet Kavşağına konulmasına karar verildi.
Bodrum Belediyesince heykeltraş Prof. Dr. Tankut Öktem'e yaptırılan heykel, Nisan 2007'de BESİAD'ın yaptırmış olduğu kaideye yerleştirilerek Bodrumluları selamlamaya başladı. Yeni heykelde eskisinden farklı olarak Atatürk elinde zeytin dalı tutmaktadır.

DERNEK KİTAPLIĞIMIZ HİZMETE GİRMİŞ OLUP KİTAPLIĞIMIZDA ATATÜRK İLE İLGİLİ KİTAPLAR VE TÜRK - DÜNYA EDEBİYATINA AİT FARKLI KİTAP, DERGİ VE DÖKÜMANLAR MEVCUTTUR.

ÖĞRENCİLERE DAĞITILMAK ÜZERE KİTAP VE KIRTASİYE TOPLAMA KAMPANYASI BAŞLATILMIŞTIR. KATILMAK İSTEYENLER MALZEMELERİ DERNEĞİMİZE TESLİM EDEBİLİRLER.
ARANIZDA DEVRİM ŞEHİDİMİZ ŞÜKRÜ DEMİRKÜREK'İ TANIYANINIZ VAR MI?
SORARIM SİZE??
Lütfen devrim şehidlerimizin her birini tanıyalım ve niçin öldürüldüklerini araştıralım.
Çünkü bu vatan borcudur... ( devamı >> )
|
Cevat Şakir Caddesi Külcü Sokak Şeref İş Hanı 57/31 * 313 92 52 |







